ANA HATLARI İLE VERGİNİN TARİHCESİ

Tarihte ilk vergiler, yoksul köylüler tarafından, ülkelerini işgal eden ya da onları yöneten zengin kesimine, idarecilere ve soylulara ödenmiştir. Anayasal hükümlere bağlı olarak alınan vergi ise ilk kez İngiltere’de daha sonra da ABD ve diğer batı ülkelerinde alınmıştır. 

I.İKTİSADİ DÜŞÜNCE TARİHİ ACISINDAN VERGİ 

A)William Pettye’e Göre  Vergi (1662)

Vergiler, savunma, adalet ve diğer kamu ihtiyaçlarını karşılamak acısından kaçınılmazdır. Prenslerin aşırı harcamaları, pahalı savaşlar için toplanan paralar ise, ekonomiye olumsuz etkiler yapar. Bu paralar verimli alanlardan çekilmiş paralardır. Bu paraları ekonomiyi harekete geçirmek için kullanmak gerekmektedir. Petty vergilendirmeye faydacı bir anlayışla bakar. 

B)Fransız Fizyokratlar (1756-1778) Acısından Vergi

Zenginliğin kaynağını toprak olarak kabul etmişlerdir. Tarımsal üretim sonucu ortaya çıkan safi hasıla üzerine konulacak tek vergi bütün diğer vergileri gereksiz kılacaktır. Tek vergi daha sonraları A.B.D’li iktisatçı Hennry George tarafından da savunulmuştur.

C)Adam Smith’e göre Vergilendirme

Vergiler, eninde sonunda rant, kar yada ücret gibi değişik gelir çeşitlerinden birinden veya bir kaçından elde edilir. Smith, kişilerin gelirleri ile orantılı olarak vergilendirilmesindeki güçlükler üzerinde durmuştur. Devlet, kişileri; harcamalarından dolayı (dolaylı vergilerle) vergilendirdiği takdirde belli ölçüde geliriyle orantılı olarak vergilendirmiş olacaktır. 

D)Ricardo’ya Göre Vergilendirme(1817)

Vergiler sonuç olarak, hep ülkenin sermayesinden ya da gelirinden ödenir. Vergiler ya artan üretimden ya da da azaltılan tüketimden karşılanabilir. Eğer üretim artışı yok ise ya da halkın üretken olmayan tüketimi azalmamışsa, vergiler sermaye üzerinden karşılanıyor demektir. Ülkedeki sermaye azaldıkça, bununla orantılı olarak üretim de azalacaktır.Ricardo; sermaye oluşumunu azaltacak vergilere karşı çıkmış, gelir özellikle de verimsiz tüketim üzerinden alınan vergileri desteklemiştir. 

E)Herry George’a Göre Vergilendirme (1839-1897)

George’a arazilerin değeri sahiplerinin hiçbir katkısı olmadan devamlı artmaktadır. Bu yüzden arazi spekülasyonundan uzak tutularak verimli yatırımlara yönlendirilecek, “tek vergi� önerisinde bulunmuştur. Arazi üzerine konulan vergi neden ile kişiler, toprak almak yerine paralarını yatırıma aktarmak isteyeceklerdir. Sanayi ve ticaret üzerine konulan, dolaylı veya dolaysız vergiler ise ticaretin durmasına neden olduğu için altın yumurtlayan tavuğu kesmek anlamına gelecektir. 

F)Karl Marx’a göre vergileme

Marx’a göre vergi temelde bir sömürü aracıdır. Bankalar devletten elde ettikleri ayrıcalıklarla devlete borç verirler. Borçlanan devletin borcu faiz ödemeleri ile birlikte devamlı bir artış gösterir. Bu ise devamlı olarak vergilerin arttırılmasına neden olur. Sonuç olarak bir gün gelir, yükseltilen vergiler de borcun ödenmesi için yetersiz kalır. 

II.DEVLETİN VERGİLENDİRME YETKİSİNİN KAYNAĞI

A)Rasyonalist-Bireyci Devlet Görüşüne Dayanan Teoriler (17 ve 18.yy.)

Doğal hukuku anlayışının etkisiyle gelişen bu teoriye göre; devlet, kişilerin ortak amaçlarını gerçekleştirmek üzere kurulmuş olunan bir çıkar birliğidir. Bu bakış açısına göre; verginin ne olduğu ile ilgili çeşitli fikirler vardır.Rasyonalist-Bireyci (faydacı) düşünürlerden bazıları için vergi; devletin sunduğu hizmetlerden yararlanmanın karşılığı yani hizmetlerin fiyatıdır. Devleti şirkete benzeten bir başka rasyonalist-bireyci anlayışı göre ise vergi, genel giderlere katılma payıdır.  Kimilerine göre vergi, mal ve can güvenliğini sağlaması karşılığında devlete ödenen sigorta primidir.  Bu teorik yaklaşımlar, devletle vatandaş arasında bir çıkar ilişkisine inandığı ve bireylerin devletten elde ettikleri faydaların hesaplanmasının mümkün olmaması nedeni ile, günümüzde benimsenmemektedir.

B)Organik Devlet Görüşüne Dayanan Teoriler

Bu teoriye göre devlet bireylerden üstün bir varlıktır. Devlet vatandaşlarından, onların ödeme gücüne göre aldığı vergiler ile görevlerini yerine getirir. Ancak, devlet bunun karşılığında bireylere karşı herhangi bir taahhüt altına girmez. Bu teoriye göre vergi almak devlet için bir hak, vergi vermek vatandaş için bir ödevdir. 

C)Devletin EgemenliÄŸi Teorisi

Devletin vergi koyma yetkisi, onun egemenlik yetkisinden kaynaklanmaktadır. Devlet vergileme yetkisini anayasasından alır ve vergi yasası çıkararak vergisini toplar.

Devlet, iktisadi kaynaklara el koyma yetkisine de sahiptir. Bunu taşınmazları kamulaştırma ve özel şirketleri devletleştirme, yaşı gelen gençleri zorla askere alma şeklinde de yapabilir.

Devlet, para basma yetkisine de sahiptir. Ancak bu enflasyona neden olur. Günümüzde vergi, kamu sektörüne yapılan isteğe bağlı katkı değil, zorunlu ödemelerdir. 

III.VERGİLEMENİN AMAÇLARI

A)-Mali Amaç

Klasiklere göre verginin devlete gelir getirmekten başka bir amacı olmamalıdır. Klasiklere göre vergiler tarafsız olmalı yani devlet vergileri kullanarak yatırım eğilimini, iş gücü arzını ve tasarrufları etkilememelidir.Vergilemeyi rekabet acısından olabildiğince tarafsız kılmak, yani iktisadi sapmaları önlemek amacıyla, işlevleri sınırlanmış bir devletin gerek duyduğu yeterli vergi hâsılatını sağlamak demektir.  

B)- Mali Olmayan Amaçlar

Klasikler tarafından savunulmayan ancak Keynesyen düşünce ile birlikte ortaya çıkan yeni devlet anlayışına göre; devletin giderek müdahaleci bir nitelik kazanması, klasik devlet hizmetlerinin yanı sıra, sayıları sürekli artan yeni görev ve sorumlulukların doğmasına neden olmuştur. Bu nedenle devletin vergi gelirlerine olan ihtiyacı da artmıştır. Günümüzde vergi devletin iktisadi ve sosyal politikalarının hayata geçirilmesinde bilinçli olarak kullanılan önemli bir araç niteliğindedir. Bunlara ekstra-fiskal amaçlar denir.  

Ekstra-Fiskal Amaçlar

Vergilendirme ile ulaşılmak istenen iktisadi amaçlardan biri, iktisadi istikrarı bozan konjonktürel dalgalanmalarla mücadele etmektir.  

Ekonomide istikrarın sağlanması amaçlandığında üç unsurun bir arada gerçekleşmesi gerekir.               

a) Fiyat İstikrarı                b)Tam istihdam                c) Dış ekonomik denge 

Vergi Politikalarını Kullanarak Fiyat istikrarı şu Şekilde Sağlanır:

•Devlet, toplam talebin, toplam arzdan çok olduğu zaman (enflasyonist dönemde), yeni vergiler koyarak ya da vergileri arttırarak talebi düşürebilir.

•İşsizlikle mücadele etmek için ise, vergileri düşürerek talebin artmasını sağlamaya çalışabilir

•Dış ekonomik dengenin sağlanmasında ise, dış ticaret vergilerini bir araç olarak kullanabilir.

•Devlet, gelirin yeniden dağılımını gerçekleştirmek için, yüksek gelirlileri daha yüksek düzeyde vergilendirerek ve transfer harcamaları ile gelir dağılımındaki adaletsizliği giderebilir.

•Alkol ve sigaraya ağır vergiler koyarak içilmesini önlemeye çalışabilir

•Öte yandan vergileme yolu ile ulaşılmaya çalışılan amaçlar arasında çatışma da çıkması muhtemeldir. Örneğin sosyal adaleti gerçekleştirmek için yüksek gelirli kesimin ağır vergilendirilmesi, yatırımların azalmasıyla dolayısıyla iktisadi büyümeye engel olabilir. 

VI.VERGİLEME İLKELERİ 

A) ADAM SMITH’E GÖRE VERGİLEME İLKELERİ
Smith, yazmış olduğu “Ulusların Zenginliği� adlı kitabında vergi sisteminin rasyonel bir şekilde işlemesi için uyulması gereken şartları şu şekilde sıralar:

 1- Eşitlik (adalet) İlkesi:

Vatandaşların, kendi güçleri ile orantılı olarak, yani kazançları ile orantılı olarak, kamu harcamalarına katılması ilkesini ifade eder.

 2-Açıklık İlkesi: Her kişinin ödemek zorunda olduğu verginin, oranının, miktarının, zamanının kesin, yazılı ve gerek mükellef, gerekse devlet tarafından bilinmesini ifade eder. 

3-Uygunluk İlkesi: Her verginin, mükellef için en uygun zamanda ve biçimde tahsil edilmelidir. 

4- İktisadilik İlkesi: Her Vergi halkın cebinden çıkan para ile devlet hazinesine giren kısım arasındaki farkı mümkün olduğu kadar az, paranın halkın cebi dışında kaldığı süreyi mümkün olduğu kadar kısa tutacak biçimde düzenlenmelidir. 

B) KLASİK MALİYECİLERE GÖRE VERGİLENDİRME PRENSİPLERİ

1- Vergilendirmede Adalet İlkesi

•Vergilendirmede Matematik Adalet (Eşitlik): Mükelleflerin kişisel ve ailevi durumuna bakılmaksızın, aynı düzeyde gelir elde eden kişiler arasında bir ayırım yapmadan gelirler üzerinden aynı oranda vergi alınmasıdır. Yatay ve dikey adalet şeklinde ikiye ayrılır 

•Vergilemede Şahsi Adalet:Vergi yükümlülerinin sadece elde ettikleri gelirlere göre değil, aynı zamanda kişisel ve ailevi özelliklerinin de göz önüne alınarak vergilendirilmesine denir   

 2.Vergilendirmede Randıman Prensibi

•Vergilemede  Verimlilik Olmalı : Bu ilke verginin tahsil edilmesi için devlet tarafından yapılan masrafların

•Vergi Genel Olmalı: Verginin bütün kazançtan alınmasını ifade eder

•Vergileme Tasarruflu olmalı: Verginin toplanmasının en az masrafla gerçekleştirilmesini ifade eder.

•Vergilenme Görünmez olmalı: Mükellefler vergi yükünü hissetmeden vergilerini ödemeli

• Vergilemede İstikrar: Bu ilke ile devletin vergi gelirlerinin istikrarlı bir seyir izlemesini bazı dönemlerde bütçe açığı, bazı dönemlerde bütçe fazlası vermemesinin ifade eder.

• Vergilemede Esneklik: Vergilemede meydana gelecek olan vergi artışının mükelleflerin tepkisi nedeniyle vergi matrahının azalmasına  neden olmamalıdır.

•Vergilemede Uygunluk İlkesi: Her verginin mükellefin gelirinin olduğu dönemde tahsil edilmesidir.

•Vergilemede Kesinlik İlkesi: Bireylerin ödeyecekleri verginin, ödeme zamanının, ödeme biçiminin açık ve net bir şekilde bilinmesini ifade eder 

C) MODERN MALİYECİLERİN VERGİLEME PRENSİPLERİ

1.Adalet İlkesi

2.Randıman İlkesi

3.Müdahale İlesi: Devletin yapacağı vergileme ile ekonomik ve sosyal alana müdahale etmesi gerektiğine ifade eder.

 V.VERGİ YÜKÜNÜN MÜKELLEF ARASINDA DAĞILIMINDA ADALETİN NASIL SAĞLANACAĞINI AÇIKLAMAYA ÇALIŞAN TEMEL GÖRÜŞLER

A)Faydalanma İlkesi: Aynı durumda olan kişilerin, (aynı düzeyde fayda sağlayanların) aynı miktarda vergi ödemelerini öngören ilkedir. Buna yatay adalet denir. Bu teoriye göre,kamusal hizmetlerden hiç yararlanmayanlar, hiç vergi ödemeyeceklerdir.Faydalanma esasına dayalı bir vergilendirme tekniğini katı bir şekilde uygulayabilmek için, bireylerce elde edilen faydaların değerini bilmemiz gerekir.Faydalanma ilkesine dayanan vergilendirme, daha çok yerel nitelikteki bazı kamusal hizmetlerin finansmanında uygulanmaktadır. Örnek: Yol, kanalizasyon, su şebekesi vb. belediye hizmetleri.

B-Ödeme Gücü İlkesi

Vergilendirme etkisi kullanılırken gözetilecek temel ilkelerden biri adalettir.

•Yatay Adalet: Aynı ödeme gücüne sahip kişilerin aynı vergi yükümlülüğüne tabi olmaları demektir.

•Dikey Adalet: Daha fazla ödeme gücüne sahip kişilerin daha az ödeme gücüne sahip olanlardan daha çok vergi ödemeleri gerektiğini ifade eder. 

1.Ödeme Gücünün Göstergeleri:Ödeme gücünün ölçülmesinde en iyi imkânı sağlayan kavram gelirdir. Zenginler yoksullardan daha yüksek oranlarda vergi ödemelidirler.

•Bu görüşün temelinde “gelir arttıkça marjinal faydasının azaldığı görüşü� vardır.

•Ödeme gücünün göstergesi olarak gelir yerine tüketimin esas alınabileceğini savunan görüşler de vardır.

•Ödeme gücünün belirlenmesinde kullanılabilecek bir başka ölçüt de servettir. 

2.Ödeme Gücünü Gerçekleştirmede Kullanılan Araçlar
a-En Az Geçim İndirimi

Kişilerin hayatlarını sürdürmeleri için gerekli bir gelir miktarı vergi dışı bırakılmalı, bu miktarı aşan gelir kısımları üzerinden vergi alınmalıdır.  

Üç Farklı Asgari Tutar Yöntemi vardır.

Fizyolojik Asgari: Bireyin fiziki varlığını sürdürebilmesi yani en temel insani ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli miktardır.

Kültürel Asgari: Kişinin içinde bulunduğu toplumsal konumunu sürdürebilmesi için gerekli miktardır

Medeni Asgari: Toplumda oluşan uygarlık düzeyinin gereklerine ve imkânlarına uygun bir miktardır.Uygulamada ise özellikle gelişmekte olan ülkelerde mali faktörler, yani devletin gelir ihtiyacı kullanılmaktadır. 

 b-Artan Oranlık

Vergi matrahı arttıkça, matrahın artan dilimlerine uygulanan oranların da artması demektir. Artan oranlılığın gerçek anlamda uygulanabildiği vergiler, gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisi gibi subjektif  (dolaysız) vergilerdir.  

c- Ayırma İlkesi
Emek geliri ile sermaye geliri arasında bir ayırım yapmakta, sermaye gelirlerini emek gelirlerine göre daha yüksek düzeyde vergilendirilmesi gerektiğini ileri süren bir ilkedir.

•Artan oranlılık gelirin niceliksel (kantitatif) yönünü ön plana çıkarırken, ayırma ilkesi gelirin niteliksel (kalitatif) yönü üzerinde durur.  

VI.VERGİLEMEDE ETKİNLİK

Vergilemede etkinlik, vergi dolayısıyla refah düzeyinde bir azalışın olmaması gerektiğini ifade eder. İktisadi etkinliğin incelenmesinde “Pareto Optimumu� kavramı kullanılır. Bir ekonomide kaynak dağılımının yeniden düzenlenmesiyle, herhangi bir kişinin durumu kötüleşmeden, bir başkasının durumu iyileştirilemiyorsa “Pareto Optimumu� vardır denir.  

VII.VERGİNİN AŞIRI YÜKÜ
Verginin yükü iki şekilde ortaya çıkar.

•Yeni bir vergi salındığında ya da mevcut bir verginin yükü arttırıldığında, yükümlünün harcayabileceği gelirin azalması nedeniyle, verginin gelir etkisi ortaya çıkar. Verginin gelir etkisi tek başına iktisadi etkinlikten uzaklaşmasına yol açmaz.

•Bir verginin, nispi fiyatları etkilemesi sonucunda, bireyin belli bir malın tüketiminden vazgeçip, verginin arttırılmadığı diğer bir ikame ürünü kullanmaya başlaması verginin “ikame etkidir�. Bu verginin devlete bir yararı yoktur, aksine toplayacağı vergi miktarında azalma vardır. İşte maliyetin bu türüne verginin aşırı yükü denir.  

VIII.VERGİ YÖNETİMİNDE ETKİNLİK
Etkin bir vergi yönetimi, en az harcama ile en yüksek geliri toplayabilen vergi yönetimidir. Etkin bir vergi yönetimi için:

1.Yönetim maliyetinin düşük olması gerekir

2.Vergi sisteminin karmaşık olmaması gerekir

3.Mükellefe fazla yük olmaması gerekir

4.Vergi ile ilgili düzenlemelerin sık sık değişmemesi gerekmektedir.

5.Sık sık vergi affı çıkarılmamalıdır. Â